22 Haziran 2010 Salı

Mösyö Avery Bradley



Draft gecesine yaklaştıkça, workout’larda beğenilmesi muhtemel özelliklere sahip bir adam olarak, piyasasının yükselmesini beklediğim bir adam Bradley. Her ne kadar John Wall draft’ı olsa da 2010, guard konusunda oldukça sığ. Hele geçen seneyle karşılaştırılırsa. Bu yüzden gizli bir ilginin olacağını seziyorum üzerinde workout’lar boyunca. Bradley’i izlemeye başladığınızda sizi etkileyecek en büyük özelliği şüphesiz atletizmi. John Wall’un bile altında kalmayan bir atletizm bu, bana güvenin. Bunu tatmin edici wingspan’i ve savunma azmiyle birleştirirseniz, ortaya işlenebilir bir savunmacı potansiyeli çıkıyor. Buna biraz da dış şut eklerseniz, ilk paragrafta demek istediklerimi çok daha iyi anlayabilirsiniz. İyi bir workout ona lotaryada dahi yer açabilir ve açıkçası bu özelliklere sahip bir oyuncuyu ne olursa olsun düşünürdüm ben takımıma. Taraftarın seveceği, sapıtmadığı takdirde keyif veren bir oyuncu.

Önündeki en büyük soru işareti, yıllardır bitmek bilmeyen kombo guard tartışması elbette. Her pass-first olmayan, skorer ve 1-2 arası gidip gelen kombo guard müessesesi için benzer yazılar yazılır, eleştiriler yapılır, ortada kalınır. Elbette boşa yapılan bir tartışma değildir bu, bahsedilen oyuncuların genellikle yetenekli adamlar olduğunu göz önüne alırsak bu yeteneklerini doğru rollere uygun şekilde yontmaları gerekmektedir. İdeal bir dünyada elbette takım arkadaşlarını daha iyi gösteren, eski tip oyun kurucuları düşler herkes ama profesyonel basketbolun gittiği çizgiyi gözönüne alırsak bu tip yeteneklerin sık ortaya çıkmadığı bariz, bu yüzden bu tip oyuncuların doğru yönlendirmelerle zaaflarının giderilmesi ve güçlü noktalarının ön plana çıkarılması şart. İlk turun sonunda seçilen Dallas’lı Beaubois ve Spurs’lü Hill güzel örnekler. Aynı durum bu sınıfın bir diğer benzer oyuncusu Willie Warren için de geçerli. Yine de pas yeteneğini geliştirmesi olmazsa olmaz bana göre, çünkü her ne kadar skorer bir guard olsa da, daha sert bir rekabetin olduğu bir ligde oyununu boyutlandırmalı. Bu yüzden biraz güçlenmesi şart. Vasatın üzerindeki şutuna rağmen serbest atış yüzdesi çok çirkin, bu yaz belli bir seviyeye çıkarmalı yüzdesini ilk iş olarak. Sezonu çok kötü bitirdi, turnuvada daha ilk maçta Wake Forest’a son saniye baketiyle yenildiler ve Bradley, Ishmael Smith’e karşı ezildi o maçta. (Ishmael demek çok zevkli bu arada, deneyin, kendi kendime Ishmael diyorum şu an.)

Bradley’i ilk kez geçen sene Nike Hoop Summit’te izlemiştim. O maçta ABD’nin generali tartışmasız John Wall’du ama göze çarpan diğer iki adam da Xavier Henry ve Avery Bradley idi. Lisede de zaten oldukça bilinen ve saygı gören bir skorerdi. Texas’ta Doğuş Balbay’la beraber oynadılar ama çok iyi olarak adlandırmazdım onun için bu sezonu. Texas’ı seçmesinin sebebi ise TJ Ford’u neredeyse idolize edecek kadar sevmesi. Yanılmadınız, TJ Ford. Onu bu kadar seven bir diğer ismin sevimli hayalet Alim Karasu olduğunu hatırlatmak isterim. Liselerarası bir nevi All-Star maçı olan McDonald’s organizasyonunda smaç şampiyonu olması, atletizmi hakkında bir ipucu veriyor aslında. Şans bulması halinde NBATV’de Top 10’lerde izlememiz muhtemel Bradley’i. Savunmaya olan bağlılığı ve atletik yetenekleriyle ligde tutunacağına inanıyorum. Tavanının 13’ten Toronto olabileceğini sanıyorum. Aksi halde 18’den Miami veya 24’ten Atlanta’ya kalması halinde mutlaka düşünülecektir bu sıralarda.

Eric Bledsoe



Bledsoe, bu seneki draft’ta -takım arkadaşı John Wall haricinde- yüksek kalibreli saf bir point guard olmamasının ekmeğini yemesi muhtemel bir isim. Öyle ki, tüm sene point guard oynamamış olmasına rağmen şu esnada draft’ın en çok tutulan 3-5 point guardından biri konumunda. Elbette ki yaptıkları sayesinde değil, potansiyeli dolayısıyla. Yakın zamanda UCLA’de kendisiyle benzer bir kolej kariyeri geçirmiş ve point guard oynamayı sonradan öğrenmiş olan Russell Westbrook’un NBA’deki başarısı da, kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerin ve soru işaretlerinin nispeten azalmasına referans olacaktır.

Bir defa boyunun 1.86 olmasını 2.01’lik wingspaniyle ve süper atletizmiyle kapatıyor, ancak yine de Nba’de 2 numara oynaması filan gibi bir şey söz konusu olmayacaktır. Sadece kısıtlı sürelerde point guard oynamış bir oyuncunun yaptığı 2.9 asiste karşılık maç başına 3 top kaybetmesini direkt eleştirmek belki acımasızca olabilir, lakin top kaybı miktarı her halükarda çok ve karar verme konusunda şimdilik önemli sıkıntıları olduğu aşikar. Ayrıca 1 numara oynadığı dönemlerde çok etkileyici işler yapamadığını da belirtmek gerek. Bunların yanında, sezon boyunca mecburiyetten oynadığı şutör rolünü iyi kıvırmış olması, gayet iyi olan şut yüzdesini sezon ilerledikçe daha da arttırması ve kariyer maçının March Madness’a, East Tennessee State maçına denk gelmesi Bledsoe’nun diğer artıları.

Kentucky’de Big Three haricinde, Bledsoe ve Orton’un da draft’a gireceğini öğrenince açıkçası bayağı şaşırmıştım. Zira ilk turdan seçilme garantisi olmayan freshmanların draft’a girmeleri pek sık rastlanan bir durum değildir. Patterson ve Cousins’ın arkasında henüz hiçbir şey kanıtlamaya fırsat bulamayan Daniel Orton’ın hareketini hala pek doğru bulmasam da, böylesine guard açığı olan bir draft’ta şansını deneyecek olmak Bledsoe için mantıklı görünüyor. Bu arada nbadraft.net kendisi için Marcus Banks benzetmesi yapmış. Şu anki görüntü itibarı ile bu benzetmeye tamamen katılmakla beraber, konuyla ilgili olarak sadece “inşallah sonu benzemesin” diyebiliyorum.

Hassan Whiteside



North Carolina, Gastonia doğumlu oyuncu -Temmuz ayında 21 yaşında olacak- liseyi yine NC Patterson Lisesinde tamamladı. Onu ülke çapında meşhur bir oyuncu haline getiren ilk hadise Marshall’da beraber oynadığı DeAndre Kane ile birlikte elde edilen 34-2’lik derece ve takımını ulusal sıralamada 1 numaraya taşımasıydı. Kolej kariyerine onunla ilgilenen Kentucky, Auburn, Mississippi State gibi isim sahibi okullar yerine Marshall’da başlaması üzerindeki ilgiyi azaltmadı, aksine alt konferansta isimlendirilen ödüllerin neredeyse tamamında adının geçmesine zemin hazırladı. Kendi konferansında (C-USA) “Defensive Player”, “Freshman of the Year” gibi ödüller alsa da bence en değerli ödülleri Fox ve CBS’in All-Freshman takımlarında yer bulmasıydı.

213 cm ile boyu pozisyonu için doyurucu, 103 kg ağırlığı ise idealin altında olsa da 233 cm kanat açıklığı onu bir üst seviyeye taşıyan oyununa yardımcı en etkili fiziksel özelliğiydi. Kendi pozisyonunun ortalamasından yaklaşık 15 cm üzerinde olan kanat açıklığı 2010 sınıfında açık ara birinci, draft tarihinde ise bu alanda hatırı sayılır isimlerden biri Whiteside.

5.4 blok ortalaması ve bunun yanına eklediği 13 sayı ve 9 reboundu 26 dakika içinde gerçekleştirmesi basında oldukça yer bulmasını sağladı. Ancak bu istatistikleri NCAA’de vasat sayabileceğimiz bir konferansta gerçekleştirdiği göz ardı edilmemeli. Aralık ayında Brescia karşısında 25 dakikada yaptığı 17 sayı, 14 rebound ve 11 blok konferansının üzerinde bir oyuncu olduğunu gösteriyor zaten. 2010 draft’ına katılması beklenmiyordu. Beklentiler 2011 draft’ında 1. sıra için mücadele etmesi yönündeydi, hatta Ocak ayına kadar takımda bir sezon daha oynamadan draft’a girmeyi hedeflemediğini dile getirmişti.

Boyalı alanın dışında etkili olduğunu söylemek zor. Ancak şut seçiminde bencil olmadığı da açık. Yaz döneminde geliştirmesi beklenen yegane özelliği şut performansı. Topu yere vurduktan sonra kullanmadığı-kullanamadığı adımları ve sırtı dönük oyununu da geliştirmesi gerekiyor. Bulduğu sayıların çoğu alçak postta aldığı paslarla ve uzun kollarının yardımıyla yaptığı smaç ya da turnikelerden gelmesi düşündürücü. NBA’de çemberi bu kadar kolay göremeyeceği de aşikar. Aynı şekilde savunmada da kendisinden iri oyuncular karşısında ayakta kalabilmesi için kilo alması ve daha geniş bir cüsseye sahip olması şart. Zaten bunları layıkıyla yapan bir oyuncu Şubat ayında All-Star olur.

Whiteside’ın babası Hassan Arbubakrr eski bir NFL oyuncusu. 195 cm boyu ve 125 kg ağırlığı ile Whiteside’ın potansiyeli için bir ipucu olabilir.

Did you mean: Marcus Camby, Keon Clark
Olursa padişah torunu: Timberwolves, Pacers, Pistons, Sixers

Craig Brackins




Iowa State’in üçüncü senesini bitirdikten sonra drafta girme kararı alan Brackins aslında geçen sene NBA olması beklenen bir oyuncuydu ancak sürpriz bir şekilde okuluna geri dönmüştü. 6’10 boyundaki Brackins 4/5 pozisyonunda oynuyor ve şu an itibariyle ikinci turun ortalarında seçilmesi beklenen bir oyuncu. Gelelim oyunuyla ilgili sorulara...
1- Yüzü dönük top aldığında şut tehdidi yaratır mı?
Şu an en büyük meziyeti bu gibi gözüküyor. Draft’ın en çok dışarıdan şut atan uzun ödülü olsa eminim Brackins kimselere kaptırmazdı bu ödülü. Kullandığı topların %84’ü orta veya uzun mesafe şutlardan geliyor. Süper bir şutu olmasa da bir uzuna göre gayet iyi bir şutu var. İzlediğim kadarıyla isabet oranına bakmaksızın el üzerinden şut atmaktan da pek kaçınmıyor.
2- Elleri yumuşak mı? Dışarda boş kalsam beni topla buluşturur mu?
Bu konuda sevdiğim bir istatistik olan AST/FGA’e başvuracağım. Oyun görüşü denen şey büyük ölçüde topu paylaşmayı istemekle alakalı neticede. Craig Brackin’in bu istatistiği 0.16. Aşağı yukarı ortalama bir seviyede...
3- Alçak postta topla buluşsa nefeslerimizi tutar mıyız?
Son iki sezonda Iowa State de herşeyi yapan adam olduğu için alçak postta top aldığı da oldukça sık görülen bir durumdu. Alçak post hareketleri genelde sertlikten çok ‘finesse’ tabir edilen hareketlerden oluşuyor. Alçak post oyununu da fena bulmuyorum. Oyununda adeta bir guard akıcılığı var, ancak aynı şekilde pota altında temastan da aynı bir dış oyuncu gibi kaçınıyor. Zira kullandığı şutların yalnızca %16’sini boyalı alandan kullanmış. Bir uzun için felaket bir istatistik…
4- Laga luga yapma, bana savunmadan haber ver?
Oyununun en zayıf yönü bana göre savunması. Ne adam adama, ne yardım savunması ne de pick&roll savunması ışık veriyor… Brackins savunması için seçilecek bir oyuncu değil bu kesin.
5- Uçar mı kaçar mı?
Aslında draft öncesi ölçümlerdeki atletik ölçümleri gayet iyi çıktı, ancak maç içinde atletizminin ne kadarını kullanıyor, asıl sorulması gereken soru bu. Saf şutör gibi oynadığı için atletizmini pek göremiyoruz malesef.
6- Ölçümleri ne alemde? 
Boyu 6’10, kol genişliği ise 7’0. 4 numara için boyu gayet iyi ancak kolları biraz kısa. Draft öncesi ölçümlerinde bu yıl ilk defa bazı oyuncuların el boyutları da basına verildi. Brackins el genişliği olarak herkese fark atmış durumda (11.25 inch, karşılaştırma yapmak isteyenler için). Topu tek eliyle portakal tutar gibi kavrıyor Ziya abi..! Bench press ölçümlerinde birşey dikkatimi çekti, kendisinden 17 kilo hafif olan Bledsoe’nun 9 tekrar yaptığı ağırlığı ancak 6 kez basabilmiş. Pota altını neden sevmediği anlaşılıyor…
7- Nisan Mayıs ayları gevşer gönül yayları...
Playoff zamanı bu tarz oyuncular genelde kendi oyunlarını pek oynayamazlar. Kilit uzunlarından biri Brackins olan bir takımın playofflarda fazla ilerleyebileceğini tahmin etmiyorum.
8- Kristal küre...
Brackins önemli yetenekleri olan bir oyuncu ve kesinlikle 6’10’luk bir odun değil. Oyunu adeta bir guard gibi akıcı ve algısı oldukça üst düzeyde. Onunla ilgili soru işaretleri tamamen yumuşaklığıyla ve temastan kaçmasıyla alakalı. Yukarı da değindiğimiz gibi, ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar, sert maçlarda bu oyunculardan fazla verim alamazsınız. Playofflarda topa kafasını sokacak adamlara ihtiyaç var ve Brackins böyle bir oyuncu değil. Doğru şartlar oluşmadığı takdirde ligde tutunamayabilir.

James Anderson





Bu kardeşimiz de drafta Oklahoma State Üniversitesi’nden katılıyor. 2/3 numara oynayabiliyor. Bu seneki drafın o pozisyon için oldukça derin olduğunu söyleyebiliriz ancak James Anderson kendi şutunu yaratabilme özelliğiyle dikkat çekiyor. Nitekim Xavier Henry’ye karşı yaptığı draft öncesi workoutlarda hafif sakatlığına rağmen Henry’ye üstünlük kurduğunu okuduk. Hatta sene içindeki Kansas - Oklahoma State karşılaşmasında da Henry’ye karşı bariz bir üstünlüğü vardı. Tabi bunda yaş farkının da etkisi olmuş olabilir (Henry 19, Anderson 21 yaşında). Gelelim detaylara...

1- Şut tehdidi yaratır mı?
Drafttaki diğer 2/3 numaralarla karşılaştırdığımızda ortalamanın üzerinde bir şutör diyebiliriz. Daha iyi şutör olarak ilk anda aklıma Luke Babbitt, Xavier Henry ve Jordan Crawford geliyor. Bunların dışında bu draftta bulabileceğiniz en istikrarlı şut Anderson’a ait.

2- Topa bir Can Bartu edasıyla hükmedebilir mi, kaleye yani potaya penetre eder mi?
Sağ elini hiç kullanmaz, devamlı sola gider. Sola giderken de driplingi kesip çıkardığı etkili bir orta mesafe şutu var. NBA hücumunda oradan ekmek yiyebilir. Ancak devamlı sola gitmesi büyük dezavantaj. Bu eksiğini gidermesi de biraz zor görünüyor çünkü sağ elinin küçük parmağının yarısı yokmuş, dolayısıyla topa sağ eliyle tam olarak hükmetmesi bir hayli güç.

3- Peki ya saha görüşü, pasları? Sen önce buna cevap ver?
Şayet amaç saha görüşü çok iyi olan ve yaratıcı pas becerisi olan bir 2 numara seçmek ise, ben büyük ihtimalle Elliott Williams’ı daha önce düşünebilirim. Bu alanda sivrilen 2/3 numaraların sayısı da çok fazla değil. Belki Gordon Hayward’ı Elliot’la beraber bir adım öne çıkartabiliriz, onun dışında çoğu vasat ve James Anderson’da bu gruba dahil.

4- Laga luga yapma, bana savunmadan haber ver?
Kolej seviyesinde hiçbir zaman ondan üst düzey savunma yapması beklenmedi. NBA’de iş yapabilmesi için koçlar mutlaka Anderson’dan üst düzel savunma bekleyecekler. Şu haliyle bu beklentiye cevap vermesi çok zor, kesinlikle savunmasını geliştirmesi, bir değil hatta iki gömlek yukarıya çekmesi lazım.

5- Uçar mı kaçar mı?
Bu draft sınıfıyla karşılaştırdığımda ortalamanın biraz üzerinde bir atlet olduğunu düşünüyorum. Stanley Robinson başlı başına bir sınıf, arkasından Wes Johnson, Aminu, Paul George ve Pondexter’ı gösterebiliriz. Onların hemen arkasından da içlerinde Anderson’ın da bulunduğu Elliot Williams, Avery Bradley, Damion James grubu gelir. Bu çok üst düzey bir atlet olduğu manasına gelmese de NBA’de bu konuda sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum.

6- Ölçümleri ne alemde?
Boyu 6’6, kol genişliği ise 6’8.5 ölçüldü. Kolları biraz kısa kalsa da 2 numara için boyu iyi. Kilosu ise 94, yine pozisyonu itibariyle gayet iyi diyebiliriz. NBA’de 3 numara için biraz kısa kalıyor.

7- Nisan Mayıs ayları gevşer gönül yayları...
Atletik savunmacılar karşısında zorlandığını gördük. En önemli maçında da karşısında atletik Shumpert’i görünce sindi ve şutları da girmedi. Böylesine büyük maçta bu kadar zorlanması benim için bir soru işaretidir. Kararımı ona göre vermem belki ama kesinlikle etkisi olur.

8- Kristal küre…
Seçileceği yer düşünülürse halihazırda bir playoff takımına gidecek ve hücumda özellikle ilk birkaç yılında Oklahoma State’deki kadar büyük bir rol üstlenmeyecek. Playoff takımında da tamamen rotasyon dışı kalacak bir oyuncu olacağını düşünmüyorum. En azından şut özelliği ve pick / roll tecrübesi, seçen takımın işine yarayacaktır. Kariyerinin zirvesini ise şu şekilde tahmin ediyorum: kafaya oynayan takımda sağlam bench oyuncusu, playoff takımında 5 veya 6’ıncı en iyi oyuncu, amaçsız takımda 4’üncü en iyi oyuncu...

Jordan Crawford





NBA’de 2 numara oynamak için biraz undersized olmasına karşın gerçekten çok kaliteli bir skorer olan Crawford, adını ilk olarak geçen yaz “LeBron James Skills Academy” çatısı altında oynanan bir maçta Lebron’un -kısmen- üzerinden vurduğu smaçla ve bu smacın videolarının Nike tarafından toplatılmaya çalışıldığı iddialarıyla duyurmuştu.

Indiana’da başladığı üniversite kariyerinin ilk yılının ardından Xavier’a transfer olan ve bu sebeple ikinci yılını red shirt olarak geçiren Crawford bu sezon oldukça iyi bir yıl geçirmesinin ardından -muhtemelen yaşının 21’e gelmesinin de etkisiyle- üniversitedeki son iki senesini es geçerek draft’a girmeye karar verdi.

Orta ve uzun mesafe şutu gayet iyi olan, pozisyonu için oldukça iyi bir top hakimiyetine ve patlayıcı bir ilk adıma sahip olan Crawford kesinlikle gerçek bir skorer. March Madness süresince Xavier’ın oynadığı 3 maçta 87 sayı atıp, takımı adeta tek başına taşıyarak büyük maçların adamı olduğunu da gösterdi.

Lakin tabii ki her şey toz pembe değil. Topun sürekli elinde olmasını seven ve takımdaki rolü dolayısıyla savunmaya fazla takılmak zorunda kalmayan bu genç, NBA’de böyle bir ortam bulamayınca buna nasıl bir tepki verecek, oyununu böyle bir ortama nasıl adapte edecek, bunlar onun hakkındaki en önemli soru işaretleri. Bunların yanında, pota altında süper bir bitirici olmamasına karşın gözlerini karartıp yaptığı drivelarda pozisyonları sonuna kadar zorlaması ve çok zor durumlarda dahi dışarı pas çıkarmayı tercih etmemesi ve hücumda top elinde değilken ne yapacağını henüz tam olarak bilmemesi de diğer negatif yönleri.

İstediği zaman gayet iyi bir savunmacı olabildiği söylenen bu delikanlı, şahsi kanaatimce bir NBA oyuncusu olabilmek için gereken pek çok şeye sahip. NBA basketboluna mental yönden uyum sağladığı ve müthiş skor potansiyelini, oynadığı takımın ahengini bozmadan kullanmayı kotardığı vakit ligde kalıcı olacaktır.

Quincy Pondexter


Quincy Pondexter, henüz lisede Brook Lopez ve Robin Lopez ile birlikte ortalığın altını üstüne getirdikleri takımda NBA gözlemcilerinin radarına girmiş bir oyuncuydu. McDonald’s All-American olamaması da esasen Lopez Biraderler’in ününün gölgesinde kalmasından dolayıydı ki Q-Pon uğradığını düşündüğü bu haksızlıktan dolayı halen McDonald’s yemiyor. True story! Bunların üzerine evden çok uzakta olmamak için daha iyi okulları geri çevirip Washington ile yoluna devam ediyor. Atletizmiyle herkesi etkileyip lotarya potansiyeli gösterdiği ilk yıldan sonra ‘draft’e girmesi beklenirken, geçen üç yılın ardından Pondexter’ı hala üniversitede “Fındıkkıran” oynarken görebiliyorsunuz. Neden mi?

Pondexter’ın hem babası Roscoe, hem de amcası Clifford basketboldan geliyor. Jerry Tarkanian tarafından keşfedilip, bir başka efsane Lute Olson’ın yönetiminde elde ettikleri 24-2’lik dereceyi devam ettirip UCLA’in dominasyonunu kırma şansları varken gözetim listesine girip takımı yalnız bırakan yetenekli ama kafası güzel çocuklar. Hatta NBA ‘draft’ tarihinin ilk ‘underclassman’lerinden bu ikisi. Bunun sonunda Bulls tarafından ilk turda seçilen Amca Cliff, bir Quentin Richardson kariyeriyle oradan oraya savruluyor. Üçüncü tura kadar düşüp NBA kontratı alamayan Baba Roscoe ise İtalya’dan Arjantin’e ekmek parası için dünyayı dolaşıyor ve 10 yıllık kariyeri sonunda ülkesine döndüğünde bulabildiği en iyi iş Charles Manson gibi azılı suçlulara konaklık eden California’nın en şöhretli hapishanesinde gardiyanlık oluyor. “Bonecrusher” lakabını alışı ve mahkuma şiddet suçundan hüküm giyişini merak ediyorsanız özellikle Esquire ve NY Times’da konuyla ilgili güzel makaleler var. Biz konumuza dönelim.

Q-Pon’ın önünde işlerin nasıl boka sarabileceğiyle ilgili belki de en iyi örnek küçüklüğünden beri canlı olarak duruyor. Tıpkı Şaban Işık gibi küçükken sıklıkla ‘nah’ çektiği için bugün Sosyoloji bölümünden mezun olan bu adamın doğuştan Pyotr Tchaikovsky hayranı olmadığı ortada…

Her ne kadar yaptığı seçim kariyeri açısından makul olan gibi gözükse de bir son sınıf öğrencisi olarak ‘draft’ sırasına olumlu yansımayacağı açık. Çok özel bir atlet, sorumluluk alma ve liderlik gösterme konusunda bu yaz büyük gelişim kaydetti. Savunmada her zaman ‘hustle’ sınırlarını zorlayan, kolej boyunca oynadığı 4 numaradaki boy dezavantajını hızıyla kapatabilen bir eleman. NBA’de boy olarak 3 numara için bile çok yeterli gözükmemesi, pozisyonlar arasına sıkışıp kalması endişelerden birisi. Bugün bir savunma spesiyalisti gibi gözükmese de o kumaşa fazlasıyla sahip. En büyük soru işareti ise dört sene boyunca hücumuna bir orta mesafe şutunu bile ekleyememişken, onun için hayati olan dış şutunu nasıl bir faktör haline getirebileceği. Fakat burada da Nate Robinson-Will Conroy ikilisi gittikten sonra kazanmak uğruna Brandon Roy’u oyun kurucuya çeken, oyuncu gelişimi için en iyi koçlardan biri olarak tanınmayan Lorenzo Romar’ın etkisini hesaba katmalıyız. Kendisine kolej seviyesindeki atletik avantajlarını kullanarak, mümkün olduğunca sık potaya gitmesi salık verilen Q-Pon’ın oyununun bu yönünü NBA’e taşıması mümkün gözükmüyor. Ama bunca yeteneği görmezden gelip, oyununu NBA’e adapte edemeyeceğini de söyleyemezsiniz… Sancılı bir süreç ve kendisini seçen genel menajer için de riskli bir proje olacak. Ama tutarsa…

Bunu seven bunu da sevdi: Desmond MASON, Mickael PIETRUS, Corey BREWER

Dr. Lance Stephenson


Sonunda eğlenceli bir adama geldik. Diğer çocukları seçmemin sebebi stillerinin göze hoş gelmesiydi, Lance ise apayrı bir hikaye.

Lance Stephenson adı aslında çok çok öncelerden kulaklara çalınmıştı. Her geçen yıl sıradaki büyük yeteneği bizlere tanıtmaya meraklı Amerikan medyası, Stephenson’ı da çok küçük yaşlarda piyasaya fısıldamıştı. Brooklyn’li 1990 doğumlu bu yeni yıldız adayı, Marbury, Telfair gibi NBA oyuncularının yanında sosyal hayatın birçok alanında etkili olmuş, Nobel ödülleri kazanmış bir sürü mezun barındıran, bilenlerin bileceği, Coney Island bölgesinin meşhur Lincoln Lisesi’ndeydi ünü başladığında. Lincoln’daki 4 senesinde de eyalet şampiyonu oldu ve New York lise basketbol tarihinin bütün sayı rekorlarını kırdı. Başarılı herhangi bir basketbol ikonuna aç olan New Yorker’lar doğal olarak bu yeni çocuğu el üstünde tuttular. Rucker Park’ta devamlı kendinden büyüklerle oynayarak Born Ready lakabını edinen Lance’i, saha içi ve dışında takip eden bornready.tv sitesinin yayınladığı 18 bölümlük bir belgesel – reality show bile var. Böyle bir keşmekeşin içinde büyüyen bir çocuk olarak, tahmin edilebilir bir şekilde Stephenson da ideal bir takım arkadaşı olmaktan uzak bir çizgi izledi. Bir zamanlar Ty Evans, Wall, Jennings ve Holiday’le geçerken ismi, büyük bir skorer olarak yaftalanmanın verdiği bencillik, lisede gelen şöhretin verdiği şımarıklıklar, ne kadar karizmatik bir oyuncu olsa da, onu oldukça unutturdu aslında.

Lance Stephenson’ı tanıyan herkesin üstünde birleştiği bir nokta var. O da bu çocuğun kimseden çekinmediği. Devamlı kendinden büyüklerle oynayarak kendi şehrinde edindiği caka ve karizma hakkaten büyük. 2005’te kendisinden 3 yaş büyük olmasına rağmen o zamanlar “next best thing” denen, ülke çapındaki en flaş lise oyuncusu olan OJ Mayo’ya meydan okuduğu yaz kampı maçı görüntülerden hatırlıyorum. Oyuna girip maçı ciddiye almayan Mayo’nun üzerinden sayılar atmaya başlar ve Lance’i tanıyan izleyenler coşar. Mayo bunun üzerine sinirlenir ve ona unutamayacağı bir ders vermeye başlar. Öyle ki bir pozisyonda kendisini Stephenson tutmamasına rağmen, ona doğru seslenip kendisini savunmaya çalışmasını söyler. Geri adım atmayan Lance, Mayo’nun karşısına dikilir ama Mayo uzaklardan şutu sokar.

Stephenson çok büyük atletik yetenekleri olmayan, sokak basketboluna ve gücüne dayalı oyunuyla lise basketbolunu domine etmiş ama her zaman takım oyunu konusunda sıkıntı çekmiş, soru işaretleriyle dolu bir çocuk. Bu mentalite sıkıntısı, belki de onun değerini bu denli düşüren. Bu sezon aslında o kadar da kötü geçmedi, Cincinnati’de. Biraz daha durulmuş, söylenenlere göre ve yılın çaylağı seçildi konferansında. Sokak basketbolunun getirdiği ortalamanın üstü top hakimiyeti ile özellikle açık alanda çok tehlikeli bir hücumcu, izlerken biraz ağır çekimde oynuyormuş gibi geliyor size ve o kadar fazla oynuyor ki topla bazen sinir bozabiliyor, artık daha fazla pas veriyor diyor onu bizlerden daha yakın takip edenler, oyuna giriş çıkışlarda topu emanete bırakıyor olabilir tabi ama şu anki piyasası, potansiyelinin altında bana kalırsa. 2. turun tepesi gibi gözüküyor şu anki tahminler, benim tahminim 38-39’daki iki Knicks seçiminin altına inmez gibi. Ne olursa olsun, NY’ta hala oldukça ünlü Lance.